sevdi's profilesevdam spaces.livePhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    June 23

    AŞKK..

    AŞK ...


    A
    şk; yalnız bir operadır kış güneşinde dinlenen.
    A
    şk; bazen bir zaman hatasıdı
    r.
    A
    şk; bazen kavuşamamak, adını karalamaktır kağı
    tlara.
    Uzun bir suskunluktur ya da durmadan ondan konu
    şmaktı
    r.
    A
    şk; bir filmin, bir karesinde takılı
    p kalmak...
    Bazen tuhaf bir cesaretle meydan okumakt
    ı
    r.
    A
    şk; bazen nedenini bilmediğiniz bir duraksamadı
    r.
    A
    şk; bir harabenin ortasında birşey bulup da ne yapacağını
    bilemeyen
    iki sava
    ş çocuğu gibi kalmaktı
    r.
    Eylül'ün toparlan
    ı
    p gitmesini izlemektir.
    Bir bak
    ış bile anlatmaya yeterken herş
    eyi
    kalbinizi dolduran duygular
    ın kalbinizde kalmasıdı
    r.
    A
    şk; canınızla beslemektir hüznün kuşlarını
    .
    A
    ş
    k; vazgeçmektir gözlerinden.
    Geceleri ans
    ızın nedensiz uyanmaktır uykularından, usul usul ağlamaktı
    r.
    A
    şk; birgün anahtarın ters döneceğine inanıp ışığa kavuşmayı
    özlemektir.
    A
    ş
    k; buralardan öylece çekip gitmek ve sonunda kendine bir gül vermektir.
    Ac
    ını içine alıp, göz damlalarını tutup, güçlü olmaya çalışmaktır

    KEŞKE..

    ERTELENMİŞ SÖZCÜKLER

    Ertelenmiş sözler var dilimde
    Buruşmuş bir kâğıdın içinde duygularım.
    Gecikilmiş bir aşk yazılı köşeye atılan kâğıtta
    Hiç bir şey için geç değil belki
    Belki, şimdi tam zamanı.
    Bir de yürek sözden anlasa...

    Hergün bir sonrasına ertelenir itiraflar
    Bir kaçış ki, bu insanı kendinden eder
    Sorular döner beynimin içinde
    Beynin içinde satır satır işlenir duygular
    Bir gün sonraya ertelenir hergün.

    Bir yaprağın yere düşüşü gibi olabilsem
    Ağır ağır süzülsem herşeyin farkında olarak
    Bir şelale gibi olsam
    Coşkunca düşsem arzularımın yüreğine
    Korkularımı erteleyebilsem bir anlığına
    Hergün koskoca bir yaşam ertelenir oysa.

    Sözcüklerin ucuna yüklüdür yaşam
    Kendimin kendimle savaşı bu
    Kendimle ertelenmiş sözcüklerimin savaşı
    Korkularımızın esiri olmuşuz
    Ertelenmiş bir yaşam var sırtımızda
    Ertelemiş sevdalar yaşarız
    Ertelenmiş dostluklar
    Ertelenmiş kendini buluşlar.

    En çokta yüreğimizdeki parıltıları erteleriz.
    Oysa sevmek, daha kolay gözükür korkmaktan.
    Sevsek hesapsızca,
    Aşık olsak ertelemeden yüreğimizdekileri.
    Sözcükler aksa billur bir su gibi
    Ertelemesek yaşamımızı.

    Belki olacak ertelemesiz yaşayışlar
    Bir umut ışığı yanar yürekte
    Umudu erteleriz bu sefer
    Umudu erteleriz bir sonraki güne.
    Ertelenmiş bir umudun sırtına yüklemişiz korkularımızı
    Ertelenmiş sözcüklere saklamışız yüreğimizi
    Ertelenmiş bir varoluş yaşarız.

    ÖĞRENEREK YAŞAMAK

    YAŞAMAK, SEVMEK ve ÖĞRENMEK

    Aşıklar sadece daha iyiyi umut etmeyi değil,
    onu yapmak için çaba göstermeyi de öğrenirler.
    Aşkı sıradan şeylerin tutsağı yapmak, onun tutkusunu almak
    ve onu sonsuza kadar yitirmek demektir.

    Gerçek sevgi, kimin daha kârlı çıkacağını düşünmeden
    bir insana vermeyi düşünmektir.

    Engellere üzerinden aşılacak fırsatlar olarak bakarsak
    sadece çözüm bulmakla kalmayız,
    kendimizin genel sorun çözme yeteneklerimizi de artırırız.

    Sevgi yetişmek için en verimli toprağı sunar bize.
    Sevgi, eski yaraları açmak değildir, onları kapatmaktır.
    Ayağa kalkıp yaşamaya devam etmek demektir.

    Kalp; tutkularımızın yaşadığı yerdir.
    Çok narindir, kolayca kırılır ama inanılmaz derecede esnektir.
    Kalbi aldatmaya çalışmanın anlamı yoktur.
    Onun yaşaması bizim dürüstlüğümüze bağlıdır.

    Yaşam; sevgiyle de korkuyla da yürütülse her zaman
    bir serüvendir. Korku; yaşamın sınırlandırılmasıdır, hayırdır.
    Sevgi; yaşamın özgürlüğe kavuşturulmasıdır. "Evet" deyin.

    Derdin ne kadar oturmuş, görünüşün ne kadar umutsuz,
    yanlışın ne kadar büyük olduğu hiç fark etmez.
    Sevgiyi yeteri derecede anlamak hepsini yok edecektir.

    Olgun insan, pek çok yol, pek çok çözüm ve
    pek çok sonuç olduğunu bilir. Sevgi kusursuzlukta ısrar etmez.
    Ama kim olduğumuz ve nasıl davrandığımız arasındaki
    önemli ilişkiyi fark etmemizi gerektirir.

    Ne kadar akıllı ya da duyarlı olursa olsun
    herkesin yanlışlık yaptığını ve herhalde de yapmaya
    devam edeceğini görüp bilmek rahatlatıcı bir şeydir.
    O yüzden; neden kusurlarımızı kabul edip,
    insan soyuna katılmıyor ve rahatınıza bakmıyorsunuz?

    Kendilerine inananlar ve yaşadıkları an'a güvenenler
    yaşamı en keyifli bulanlardır. Bunlar, geçmişin pişmanlıklar değil,
    anıları depolayacak bir yer olduğunu, geleceğin korku değil,
    umutla dolu olması gerektiğini öğrenmişlerdir.
    Ve bizim sadece günümüze ihtiyacımız vardır.

    Sevmekle geçen bir yaşam; asla sıkısı olmayacaktır.

    “SENİ SEVİYORUM" demekten asla bıkmayın ve sakınmayın.

    Sadece kalp için hasat zamanı yoktur.
    Sevgi tohumu sonsuza dek yeniden ekilmelidir

    GÖNÜL FERMAN DİNLERMİ...

    GÖNÜL FERMAN DİNLER Mİ?

    Eski zamanlarda, bir kralın kızı ile bir balıkçı
    birbirlerine aşık olur... Ancak Kral, kızının
    yoksul balıkçıya varmasına izin vermez... Ama
    Genç aşıkların gönlü ferman dinler mi,
    kız ile delikanlı gizli gizli buluşurlar tabii...

    Kral baba, bunu zaman içerisinde öğrenir ve
    bir gece takip ettirir kızını. Diyorlar ki, balıkçı
    denizden geliyor, kız kumsalda onu bekliyor,
    ışıkla bulunduğu yeri işaret ediyor delikanlıya.
    Ve Kral kızı ile delikanlı gün ağarana kadar aşk
    oyunları yapıyorlar birbirlerine... Kral bu...
    Kızı bile olsa, emirlerine karşı çıkanı öldürür.

    Yine böyle buluşma gecelerinden birinde kızını
    yakalatır ve askerlerine de kumsalda
    ışıkla balıkçıya işaret göndermelerini söyler...

    Delikanlı ışığı görünce atlıyor kayığına ve
    koşuyor, bir manga askerin içine... Kız,
    askerlerin elinden kaçıyor ve koşmaya
    başlıyor; sevdiğini kurtarabilmek için...
    Koy'un ta öbür ucuna yetişmesi imkânsız.
    Ama sevda bu, kural falan dinlemez,
    çılgın gibi atıyor kendini sulara...

    İşte o anda bir mucize gerçekleşiyor!
    Kızın, adım attığı her yer kumsala dönüşürken
    peşinden koşan askerler bastıkça denize gömülüyor
    onca ağırlıkla... Kız kayığa kadar koşabiliyor, ancak;
    bir okçu tam o anda delikanlıyı hedefleyip
    sallıyor okunu... Heyhat! Kız ile delikanlı birbirlerine
    sarılmışlardır bile ve ok gelip kızla buluşuyor...

    Derler ki; o kumlar kızın kanı denize karışınca
    kırmızıya boyanmışlar. Delikanlı ise aldığı gibi
    gidiyor kızı, sonra ne gören var ne de duyan
    ...

    BEKLENTISIZ SEVMEKK

    BEKLENTİSİZ SEVMEYİ DENEDİNİZ Mİ?


    Hiç beklentisiz sevdiniz mi?
    Yani "Bugün telefon etmedi" demeden, "Şu an nerede acaba?"
    diye kendi kendinizi yemeden, "Yaş günümü hatırlayacak mı
    acaba?" diye bir beklenti içine girmeden...

    Sevdiniz mi hiç?
    Onun, size ait bir mal olmadığını kabul edip ,
    onu özgür yaşamı ile sevmeyi denediniz mi?
    Yanındaki erkek arkadaşına aldırmamayı öğrenip
    ama aldırmıyormuş gibi yapmadan, gerçekten aldırmadan,
    "Bitecekse biter , bunu ben değiştiremem, beni sevmeyi
    bırakmasını değiştiremeyeceğim gibi" diye düşünüp.
    Onu yersiz kıskançlıklara boğmaktan ve
    kendinizi yıpratmaktan vazgeçebildiniz mi hiç?

    Hiç beklemeden çalan bir kapıda,
    onu karşınız da görmek ne güzeldir bilir misiniz?
    Beklemediğiniz bir anda hediye almak en sevdiğinizden...
    Ve beklemeden gelen bir "seni seviyorum" mesajının
    tadına varabildiniz mi hiç?

    Siz istediğiniz için değil, o istiyor diye yapıldı mı tüm bunlar?
    Ve beklentisiz sevmenin tadına bakabildiniz mi hiç?
    "Bugün beni hatırlamadı" yerine "Hiç beklemiyordum,
    senin geleceğini" diyebilmek ne güzeldir oysa...

    Onu boğmadan, kendinizi boğmadan sevebilmek
    ne güzeldir... Sahiplenme duygusundan uzak,
    sevmenin, sevilmenin tadına varabildiniz mi hiç?

    Yapılmamış davranışlar, söylenmemiş sevgi sözcükleri ile
    kendi kendinizi aşk çıkmazında kaybedeceğinize,
    Hiç beklenmeyen bir demet çiçekle mutlu oldunuz mu?

    Beklentisiz sevin...
    Ben, beklentisiz seviyorum...

    "Niye aranmadım" diye düşünüp kendini kendinizi
    yiyeceğinize, hiç beklenmedik bir "Seni özledim"
    mesajı ile aşkı yakalayın..

    Beklentisiz sevin...
    Ben, beklentisiz seviyorum...

    O, sizin sevgiliniz oldu için değil.
    Ona tapulu malınız gibi, çantanız, arabanız gibi
    davranma hakkınız olduğunu düşünmeden.
    Onu sevdiğiniz, onun da sizi sevdiği için sevin...

    Sevgiye karışan "beklenti" denen illeti
    hemen silin aşkın ak sayfalarından...
    Göreceksiniz ki, o zaman aşk, başka bir güzel...
    Göreceksiniz ki, o zaman sevgili, daha bir romantik...
    Göreceksiniz ki, o zaman sevmek ve sevilmenin
    damaklarda bıraktığı tat, yıllanmış şarap gibi, beklenti
    zehrine karışmadan bir başka döndürüyor insanın başını..

    Ben, beklentisiz seviyorum...

    Onun nerede olduğunu merak etmiyorum...
    "Beni bugün neden aramadı" diye
    geçirmiyorum içimden, aramadığı zamanlarda...
    Geleceğe dair hayallerim de yok zaten...

    Ben, sevgiyi yaşıyorum...

    Onun yanımda olduğu anlar o kadar değerli,
    o kadar kıymetli ki... Gerçekleşmemiş ve
    gerçekleşmeyecek beklentilerle mahvetmiyoruz o anları...

    Beklentisiz seviyoruz...
    Sevdiğimiz için seviyoruz...

    Hayalsiz, geleceksiz, beklentisiz... Anlık seviyoruz...

    Deneyin... Beklentisiz, sevmeyi deneyin bir gün...
    Beklentilerle boğduğunuz aşklarınıza acıyacaksınız...

    İYİ DÜŞÜNÜN

    İYİ DÜŞÜNÜN


    Bu yılınızı iyi geçirdiniz mi?
    Sağlıklı olduğunuz için hiç sevindiniz mi?
    Bu yıl hiç gün ışığı ile uyandınız mı?
    Kaç kez güneşin doğuşunu izlediniz?
    Bir neden yokken kaç kişiye hediye aldınız?
    Kaç sabah yolda bir kediyi okşadınız?
    Bu yıl yeni doğmuş bir bebek parmağınızı
    sıkıca tuttu mu hiç?
    Ve siz onu hiç kokladınız mı?
    Yaz gecelerinde ne çok yıldız olduğuna
    hiç şaşırdınız mı?
    Kendinize bu yıl kaç oyuncak aldınız?
    Kaç kez gözlerinizden yaş gelinceye kadar güldünüz?
    Yaşlı bir ağaca sarıldınız mı bu yıl?
    Çimlere uzandığınız oldu mu?
    Çocukluğunuzdan kalan bir şarkıyı söylediniz mi hiç?
    Hiç suda taş kaydırdınız mı bu yıl?
    Kaç kez kuşlara yem attınız?
    Bir çiçeği dalındayken kokladınız mı?
    Bu yıl kaç kez gökkuşağı gördünüz?
    Ya da hediye alan bir çocuğun gözlerindeki ışığı?
    Kaç kez mektup aldınız bu yıl?
    Eski bir dostunuzu aradınız mı hiç?
    Kimseyle barıştınız mı bu yıl?
    Aslında mutlu olduğunuzu kaç kez farkettiniz bu yıl?
    İyi bir yılın, bunlar gibi birçok "küçük şeye"e
    bağlı olduğunu hiç düşündünüz mü bu yıl?
    Yayılın çimenlerin üzerine..... Acele edin....
    Er veya geç... Çimenler yayılacak üzerinize...

    TUTKU AŞK SEVGİ.

    TUTKU-AŞK-SEVGİ

    Papatya tarlası...
    Bir papatya tarlası düşün..
    İlkbahar ayı..
    Ve sen, onun yanından geçen yolda
    yürüyorsun... Ve o papatya tarlasında
    bir papatya dikkatini çeker..
    Binlercesinden birisidir ama sen,
    onun yanına gidersin..
    Onda seni çeken bir seyler vardır..
    O papatyayı olduğu yerden koparırsın..
    Sadece senin olsun istersin, sadece senin..
    Öleceğini düşünmeden. Ve gidersin o tarladan...
    İçindeki şiddetin durduramadığı bir bencillik
    ama bir o kadar güzel ve hapsedici.
    İşte bu TUTKU...

    Yine o tarlanın
    kenarındaki yolda yürüyorsundur..
    Yine milyonlarcası arasında
    bir tanesi seni çeker..
    Yaklaşırsın, yanına gidersin o papatyanın..
    Gözlerin başkasını görmez olur o an.
    Onun için herşeyi yapmak istersin...
    Dokunmak istersin.. Dokunamazsın,
    orda, onunla ölmek istersin.
    Ama birden hafif bir rüzgar eser ve
    bir başka güzel çiçek kokusu gelir burnuna..
    Dayanamazsın onun kokusuna..
    Unutturur herşeyi bir anda
    ve o kokunun geldiği yöne gidersin..
    O papatya orda kalmıştır,
    yüreğinin bir kenarında..
    Paylaşılmamıştır bi çok şey..
    Unutulmaz belki
    ama geri de dönülmez ona..
    İşte bu AŞK...

    Yine o yoldasın..
    Papatya tarlasının yanından geçen..
    Ve yine bir papatya ...
    Milyonlarcasının içinde seni çeker..
    Gidersin yanına..
    Orda kalakalırsın..
    O hiç ölmesin diye her şeyi yaparsın..
    Tüm gücünle onunla olmak istersin..
    Oradan seni koparacak hiç
    bir güç olmadığına inanırsın..
    Ve orda onunla ölene kadar birlikte kalırsın...
    İşte bu da SEVGİ...

    babam ve ben

     

    BABALAR VE KIZLARI

    0 yaşında


    Baba : Ne kadar da güzel. Şimdi bu küçücük şey
    benim kızım mı? Gözleri de bana ne kadar çok benziyor.

    Kızı : Bu gözlerini benden hiç ayırmayan adam
    babam olsa gerek.


    5 yaşında
    Baba : Prensesim benim, güzel kızım.
    Söyle bakalım baban sana ne alsın?

    Kızı : En çok babamı seviyorum.
    Babam, niye annemle uyuyor?
    Hep benimle uyusun, başkasını sevmesin.


    10 yaşında
    Baba : Gittikçe yaramaz oluyor, kime çekti bu kız?
    Kızı : Ben babama aşığım. Büyüyünce
    babam gibi erkekle evleneceğim.
    Babam bu ay harçlığımı arttırır mı?


    15 yaşında

    Baba : Ne kadar da çabuk büyüdü. Eve de gittikçe
    geç kalmaya başladı, bu gidişle başına kötü
    bir şey gelecek. Sanırım daha sert konuşmalıyım.

    Kızı : Babam yüzünden arkadaşlarımla istediğim
    kadar vakit geçiremiyorum. Bana baskı uygulamasından
    nefret ediyorum. Ne zaman özgür olacağım?

    20 yaşında

    Baba : Artık sözümü dinlemiyor. Benden
    giderek uzaklaşıyor. Kendi parasını da kazanmaya
    başladı ya, bana ihtiyacı kalmadı tabii. Uzun
    zamandır tatlı bir-iki laf geçmedi aramızda zaten. Evi de
    sürekli erkekler arıyor. Galiba kızım elden gidiyor.

    Kızı : Her dediğime alınıyor, beni bir türlü anlamıyor.
    Hele geçen gün giydiğim mini eteğe karışmasına
    ne demeli? Evden ayrılıp, kendi hayatımı kurmalıyım.
    Çocuk muamelesi görmekten bıktım artık!


    25 yaşında

    Baba : Bir gün bunun olacağını biliyordum.
    İşte evleniyor. Zaten aramız eskisi gibi değildi.
    Şimdi bir de kocası var. Prensesim beni terkediyor.

    Kızı : Böyle bir günde bile o mutsuz ifadeyi
    takınmasının ne lüzumu var ki? Biliyorum, onu
    bir türlü içine sindiremedi. Bu yüzden yapıyor.
    Kendi hayalindeki damat değil ya!
    Sanki birlikte yaşayacak olan o.

    30 yaşında

    Baba : Çok az görüşüyoruz. Daha sık
    biraraya gelsek ne iyi olur. Hem torunlarımı
    da özlüyorum. Kendi arkadaş çevrelerinden
    fırsat bulup da bize gelemiyorlar ki...

    Kızı : Babamları da çok ihmal ediyorum galiba.
    Yine telefonda çok üzgün geldi sesi.
    Haftasonu onlara süpriz yapmak en iyisi.


    40 yaşında

    Baba : Kızım, benim entellektüel düzeyimi
    yeterli bulmuyor. Ona göre çağın gerisinde
    düşünüyormuşum. Oysa küçükken derslerine
    hep ben yardım ederdim. Anlayamadığı
    bütün problemleri bana sorardı.
    Şimdi beni beğenmiyor. Bir daha onunla
    asla politik tartışmalara girmeyeceğim.

    Kızı : Babam giderek daha da çocuk gibi davranıyor.
    Sürekli bir şeylerden yakınıyor. Gerçi
    son zamanlarda sağlığı da iyi değil ama.
    Ya ona bir şey olursa? Zaten hiçbir zaman
    dilediği gibi bir evlat da olamadım.


    45 yaşında
    Baba : Kızımın mutlu bir yuvası olması ne güzel.
    Gözüm arkada gitmeyeceğim. Her şeyi
    kendi başardı. Onunla gurur duyuyorum.

    Kızı : Babam için çok endişeleniyorum. Onu
    kaybetmeye hazır değilim. İlaçlarını da hep
    ihmal ediyor zaten. Allah'ım onu benden alma!


    50 yaşında

    Baba : Dünyada mutlu kal kızım !
    Kızı : Seni çok özleyeceğim ve arayacağım babacığım.
    Şimdi ben kime danışacağım, kim yardım
    edecek bana? Ne olur gittiğin yerde çok mutlu ol.
    Ve hep yanımda olduğunu hissettir, ne bileyim ben,
    arada sırada işaretler yolla mesela.
    Ah babacığım! Sensiz nasıl yaşayacağım?

    55 yaşında

    Kadın : Sen gideli, seni daha iyi anlıyorum babacığım.
    Keşke seni hiç üzmeseydim demeyeceğim, çünkü
    "keşke"lerin hiçbir şeyi değiştiremeyeceğini biliyorum.
    Yine de beni duyuyorsan, lütfen seni üzdüğüm
    her gün için çok ama çok pişman olduğumu bil olur mu?

    Binlerce gözüyle, boşluktaki adam uzanır, düşsel bir
    incelikten onu kendi gecesine alır...

    altın kurallar

    HAYATIN ALTIN KURALLARI



    *Göğün her yerde mavi olduğunu anlamak için
    dünyayı dolaşman gerekmez.

    * Bak, aynı zamanda da baktığını gören ol.

    * Geldiğin zaman boşluk dolduran değil,
    gittiğin zaman yeri doldurulamayan ol.

    * Her duyduğuna inanma, elindekinin hepsini
    harcama ve istediğin kadar uyuma.

    * "Seni seviyorum" derken inanarak söyle.

    * "Özür dilerim" derken karşındakinin gözünün içine bak.

    * İlk görüşte aşka inan.

    * Evlenmeden önce en az altı ay nişanlı kal.

    * Asla başkalarının hayalleriyle dalga geçme.

    * Derinden ve inançla sev.

    * Kırılabilirsin belki ama başka türlü de
    hayatını tam yaşayamazsın.

    * Anlaşmazlıklarda dürüstçe savaş.

    * İnsanlar hakkında konuşulanlara inanıp
    onlar hakkında karar verme.

    * İnsanları yargılarsan, onları sevmeye zamanın kalmaz.

    * İnsanlara beklediklerinden fazlasını ver
    ve bu işi yaparken kibar ol.

    * Yavaş konuş, ama hızlı düşün.

    * Eğer biri sana cevap vermek istemediğin bir soru sorarsa
    gülümse ve "neden bilmek istiyorsun?" de.

    * Şunu daima hatırla ki, büyük aşk veya
    büyük yatırım daima büyük risk taşır.

    * Eğer kaybedersen, aklını da kaybetme.

    * Üç "S" yi unutma:
    Sevgi - herkese,
    Saygı - kendine, başkalarına,
    Sorumluluk - tüm hareketlerin için.

    * Küçük bir tartışmanın tüm dostluğu mahvetmesine izin verme.

    * Dostun olsun istiyorsan, dost ol.

    * Eğer hata yaptığını fark edersen,
    hemen onu düzeltmeye bak, bile bile devam etme.

    * Telefonda konuşurken gülümse.
    Karşındaki sesinden gülümseyişini duyacaktır.

    * Konuşmayı sevdiğin biriyle evlen.
    Yaşın ilerledikçe sohbet her şeyden fazla önem kazanacaktır.

    * Biraz yalnız kalmaya özen göster.

    * Anneni say, sev, ara.

    * Yeniliklere açık ol, ama ille de değişmeye çalışma.

    * Şunu bil ki, sessiz kalmak bazen de en iyi cevaptır.

    * Daha fazla kitap oku, dostlarını ara, daha az TV seyret.

    * Güzel, şerefli bir hayat yaşa.
    Yaşlanıp geri baktığında ikinci bir defa tadını çıkarırsın.

    * Allaha güven - ama arabanı kilitle.

    * Yuvanda sıcak bir ortam yaratmak için elinden geleni yap.

    * Sevdiklerinle tartışırken, o anı önemse, geçmişi kurcalama.

    * Satır aralarını da oku. Bilgilerini paylaş.

    * Bilgi insanı kuşkudan,
    iyilik acı çekmekten,
    kararlılık korkudan kurtarır.
    KONFÜÇYÜS

    * Dünyaya iyi davran.

    * Dua et. Büyük güç verir.

    Düşün. Daha da büyük güç verir.

    * İşini iyi yap.

    * Öperken gözlerini kapamayan sevgiliye güvenme.

    * Yılda bir defa, daha önce gitmediğin bir yere git.

    * Eğer çok paran olursa, başkalarına yardım et.
    Paranın en zevkli tarafını kaçırma.

    * Bazen istediğin bir şeyin olmaması senin için bir şanstır.

    * Önce kuralları öğren, düşün, karar ver ve bazılarını boz.

    * En iyi ilişkin, birbirinize olan sevginiz,
    birbirinize ihtiyacınızdan fazla olduğu zaman olacaktır.

    * Başarının gerçek olup olmadığını anlamak için
    karşılığında neler verdiğine bak.

    * Ders alınmış başarısızlık başarı demektir.

    * Şunu bil ki, karakterin senin kaderindir.

    * Sınırsızca sev, her gönülde çiçek olacağına
    bir gönülde buket ol.

    * Kişiliğini ve kimliğini hiçbir değerle değiştirme!

    *Sevgi icin kollarını kapalı tutma,
    sonra kendinden başka tutacak şey bulamazsın.

    * İçinden ne geliyorsa yap. Doğal ol.


    * Sana Yapılan iyiliği mermere, kötülüğü toza yaz..

    * Mutluluk, sorunsuz bir yaşam değil,
    onlarla başa çıkabilme yeteneği demektir.

    * Gülmek için mutluluğu bekleme,
    sonra tebessüm bile edemezsin
    .

    sevmekkk

    SEVMEK

    Kişi sevdiğiyle olmak ister!.

    Sevdiğinin hâliyle hâllenir… Sevgisi kadarıyla, onunla yaşar!.

    Sevginin ne olduğunu tam olarak bilemediğimiz için,
    çoğunlukla, “beğeni” ile “sevgi”yi birbirine karıştırırız..

    “Beğeni” yanında “sahip olma” arzusuyla açığa çıkar!.


    Bir nesneden hoşlandığında, beğendiğin şeye sahip olmak ve
    üzerinde tasarruf edebilmek arzusuyla yaşarsın…

    Bu tüm mahlukatta çok yaygın bir duygudur!.

    Kimi, beğendiğini cebine sokar;
    kimi beğendiğine tasma takıp yanında taşıyarak onunla hava atmak ister;
    kimi yakalayıp inine sürükler… Her mahlûk yaradılış fıtratına göre,
    beğendiği üzerinde tasarruf etmek ister.

    “Sevmek” ise bundan çok farklıdır…

    Sevince, yanlızca sevdiğin için yaşamak istersin!.

    Yalnızca yanında olmak, yalnızca onun olmak,
    yalnızca onun zevk aldığıyla zevk alıp, sevmediğinden kaçmak istersin!
    Sevdiğin öylesine sarmıştır aklını, fikrini, ruhunu ki, her şey sana,
    onu hatırlatır; yanında iken bile onun içinde olmak istersin!…
    Yakınlık bile uzak gelir sana!…

    Sen kaybolursun, sende; sevdiğin kalır yalnızca, beyninde!..

    Onun bakışıyla bakar, onun değerlendirmesiyle değerlendirir,
    onun diliyle konuşmaya başlarsın!. Gözün ondan başkasını görmez,
    kulağın ondan başkasını duymaz,
    elin ondan başkasına uzanmaz olur!.

    Her an sana sahip olmasını; varlığının, tasarrufunun her an
    üzerinde olmasını, her an seni kucaklamasını istersin!…
    Bedensel yakınlık bile, korkunç uzaklık gibi gelir sana;
    ve onunla tek bir beden, tek bir ruh, tek bir şuur olmayı dilersin!.

    Sevgi, fıtratın müsait ise, sevdiğinde yok edesiye yakar seni;
    ve gün gelir kaşında-gözünde, yüzünde-dilinde
    sevdiğini görürler de, “sen o olmuşun” derler!

    Beğenen sahip olmak ister…

    Seven ise sevdiğinde yok olur; feda eder her şeyi sevdiği uğruna!.

    Bazılarının da sevgi kokusu sürülür üstüne; “aşığım” sanır!.
    Ama sevdiği uğruna, fedakarlık etmeye gelince sıra,
    o koku siliniverir üzerinden “kopamama” sabunuyla!.

    Parasından kopamaz… Mevkiinden kopamaz…
    Yakınlarından kopamaz… İçinde yaşadığı ortamın
    güzelliklerinden kopamaz… “Etraf”tan kopamaz!.

    Derken kusurlar belirmeye başlar sevdiğini sandığının üzerinde…
    Eksiklikler görmeye başlar başlar, yetersizlikler görmeye başlar…
    Bunlar önce acıma duygusuna dönüştürür sevgisini;
    uzaktan acıyarak seyretmeye başlar…
    Sonra tatlı bir anıya dönüşür, sevgi sandığı duyguları!.
    Bu tecrübe gösterir ki, onun fıtratında sevgi programı yoktur!..
    Beğeniyi, sevgi sanmıştır!..

    Uzaklaşma ondan gelmemiş de, karşısındakinden gelmişse,
    bu defa “nefret”e döner “beğeni”; ondan intikam alma duygusu
    gelişir içinde; ve vicdanla intikam dalgaları arasında
    bir o yana bir bu yana sürüklenir durur; terkedilmişliğin, uzaklaşmanın,
    layık olmadığını yaşamanın sanısı içinde!..

    Oysa yanlızca, fıtratında olmayan gerçek sevginin sonuçlarını yaşamaktadır!.
    Cüzdanı için, güzelliği-yakışıklılığı için, kendisine hoş gelen huyları için,
    mevkii-koltuğu için, ilmi için beğenmiştir; sevdiğini sanmış;
    sahip olamayınca da arzusuna erişememenin düş kırıklığı içinde kopmuş;
    yalnızca çıkarları doğrultusunda yaşamayı tercih etmiştir…

    Seven ise göze almıştır kopmayı… Dışlanmayı…
    Paradan-puldan, namdan nişandan, dosttan akrabadan uzak kalmayı…

    Fıtratından gelir sevgi!. Kulluğu sevmek üzeredir!.
    Onunla, sevmeyi yaşamak istediği için yaratmıştır onu Yaratan…
    O yüzden kopar anadan-babadan; dünyadan paradan!

    Seven, karşılıksız sever!…

    Beğenen karşılığını ister!.

    Benim istediğim gibi yaşarsan seni boğarım sahip olduklarıma, der beğenen!..
    Onun zaten fıtratında yoktur sevgi, bilmez aşkın ne olduğunu!..
    Ne üzere yaratılmışsa, odur tüm meşgalesi… Karınca gibi çalışır;
    maymun gibi çiftleşir; aslan gibi yavrularına sahip çıkar…
    Ama pervane gibi sevemez!. Atamaz kendini ateşe!.

    Sevgi sonunda yanmayı getirir!.. Beğeni ise sonunda kaçmayı!.

    Beğenen mahlûkat çoğunluğuna göre, “sevgi” delilikten bir türdür!..
    Anlamazlar onlar, sevdiği uğruna, etraf ne derse desin deyip,her şarta katlanmayı!
    Ve “delillik bu” derler…

    Beğenme bir tür “hobi”dir!…
    Bazen ömür boyu sürer, bazen bir kaçyıl, bazen bir kaç ay!..

    Sevgi bir ömür boyudur!…
    Bitmez, tükenmez, bazen durulur, bazen coşar ama hiç gerilemez!,

    June 15

    SENİ ÖYLE SEVİYORUMKİ...

    ÖYLE SEVİYORUM Kİ SENİ

    Karşımdasın. Elimi uzatıp dokunabiliyorum sana. Ne büyük mutluluk bu... Gördüğüm en güzel şeysin. Senden öte tanımladığım başka hiçbir şey yok. Her şey senin adınla anılıyor benim dünyamda. Bütün çiçekler sen, bütün yıldızlar sen... Bir sanat eserisin, bakmaya doyamadığım. Tanrının bana armağanısın, ve artıyor her geçen gün sana hayranlığım. Yüzünde kuşlar, gözlerinde hayatın ta kendisi var. Öyle gerçeksin ki...
    Gözümü açıyorum sen, kapıyorum sen... Hiç bitmeyen serüven... Günümün en keyifli anı, uykumun en tatlı rüyası... Seni soluyorum, havadasın. Seni kokluyorum, doğadasın. Hele şimdi sonbaharsın. Ya da sonsuz bahar. Seni yaşıyorum, canımdasın. Canımsın... Sarılsam sana, bin yıl geçse, bir an bile ayrılmasak... Ten tene, yürek yüreğe sonsuz baharın en aşk dolu iki yaprağı olsak... Ağaç ağaç gezip, yeşersek, açsak. Yere düşsek, kalksak... Seni bilsem, bir tek seni. Seni görsem, bir tek seni... Sesin sarhoş etse beni... Öyle içimdesin ki...
    Bir saniye iste benden sensiz geçirdiğim, veremem. Sensiz geçecekse geçmesin zaman, istemem. Seninle yeniden doğdum, yeniden doğuşun kanıtıyım ben. Senden önce geçen zamanı, sana ulaşmak için yürüyerek geçirmişim, kimmişim bilememişim. Şimdi başımı çevirip geriye bakmıyorum bile. O yol yüründü ve bitti, artık seninle yürünecek bambaşka bir yol var önümde. Yorgunluk nedir bilmeyeceğim, hiç şikayet etmeyeceğim ve bir tek adımda bile tökezlemeyeceğim uzun, aşk dolu bir yol... Öyle aklımdasın ki...
    Ah, sensiz kalmıyor muyum bazen yıkasım geliyor gördüğüm bütün duvarları. Ardında seni bulurum sanıyorum. Ne ayrı koyduysa bizi, zaman ya da yollar, bir kalemde silesim geliyor. Sana dokunmamı engelleyen ne varsa, bir kadehi yere çarpıp tuzla buz eder gibi parçalamak istiyorum. İsyanım taşıyor, kendi öfkemden korkuyorum. Ve kavuşmak... Bunu düşünmek içimde kırılmış bütün aynaları tamir ediyor. Mavi bir yağmur başlıyor, ıslanıyorum. Maviye boyanıyorum. Öyle özlüyorum ki...
    Sen ol, hep ol, benimle ol, bende ol... Sendeyim ben, yüreğimi koydum yüreğinin üzerine. Aşk bu, başka isim arama. Hem de en koyu, en deli, en tutkulu... Öğreneceğim çok şey var sana dair. Bilmediğim çok şey var. Ama bir şeyi öyle iyi biliyorum ki... Seni öyle çok seviyorum ki...

    June 13

    son mektup

    ÖYLE SEVİYORUM Kİ SENİ

    Karşımdasın. Elimi uzatıp dokunabiliyorum sana. Ne büyük mutluluk bu... Gördüğüm en güzel şeysin. Senden öte tanımladığım başka hiçbir şey yok. Her şey senin adınla anılıyor benim dünyamda. Bütün çiçekler sen, bütün yıldızlar sen... Bir sanat eserisin, bakmaya doyamadığım. Tanrının bana armağanısın, ve artıyor her geçen gün sana hayranlığım. Yüzünde kuşlar, gözlerinde hayatın ta kendisi var. Öyle gerçeksin ki...
    Gözümü açıyorum sen, kapıyorum sen... Hiç bitmeyen serüven... Günümün en keyifli anı, uykumun en tatlı rüyası... Seni soluyorum, havadasın. Seni kokluyorum, doğadasın. Hele şimdi sonbaharsın. Ya da sonsuz bahar. Seni yaşıyorum, canımdasın. Canımsın... Sarılsam sana, bin yıl geçse, bir an bile ayrılmasak... Ten tene, yürek yüreğe sonsuz baharın en aşk dolu iki yaprağı olsak... Ağaç ağaç gezip, yeşersek, açsak. Yere düşsek, kalksak... Seni bilsem, bir tek seni. Seni görsem, bir tek seni... Sesin sarhoş etse beni... Öyle içimdesin ki...
    Bir saniye iste benden sensiz geçirdiğim, veremem. Sensiz geçecekse geçmesin zaman, istemem. Seninle yeniden doğdum, yeniden doğuşun kanıtıyım ben. Senden önce geçen zamanı, sana ulaşmak için yürüyerek geçirmişim, kimmişim bilememişim. Şimdi başımı çevirip geriye bakmıyorum bile. O yol yüründü ve bitti, artık seninle yürünecek bambaşka bir yol var önümde. Yorgunluk nedir bilmeyeceğim, hiç şikayet etmeyeceğim ve bir tek adımda bile tökezlemeyeceğim uzun, aşk dolu bir yol... Öyle aklımdasın ki...
    Ah, sensiz kalmıyor muyum bazen yıkasım geliyor gördüğüm bütün duvarları. Ardında seni bulurum sanıyorum. Ne ayrı koyduysa bizi, zaman ya da yollar, bir kalemde silesim geliyor. Sana dokunmamı engelleyen ne varsa, bir kadehi yere çarpıp tuzla buz eder gibi parçalamak istiyorum. İsyanım taşıyor, kendi öfkemden korkuyorum. Ve kavuşmak... Bunu düşünmek içimde kırılmış bütün aynaları tamir ediyor. Mavi bir yağmur başlıyor, ıslanıyorum. Maviye boyanıyorum. Öyle özlüyorum ki...
    Sen ol, hep ol, benimle ol, bende ol... Sendeyim ben, yüreğimi koydum yüreğinin üzerine. Aşk bu, başka isim arama. Hem de en koyu, en deli, en tutkulu... Öğreneceğim çok şey var sana dair. Bilmediğim çok şey var. Ama bir şeyi öyle iyi biliyorum ki... Seni öyle çok seviyorum ki...

     

    SENİSEVİYORUM..

    "Seni Seviyorum"...

    Evet, doğru söylüyorum. Farkında olmasan da sana sevgimi veriyorum. Hayat bize yarın ne getirecek bilemem! Ama dileğim, geleceğin beni hayatından silmemesi sevdiceğim. Adım, aklında ve yüreğinde kalsın. Sevgim dolsun kalbine. Ve böylece bir sevgi, daha kuvvetli bir aşk başlasın. En güzel günler bizimle olsun gülüm...

    DOSTÇA KAL...

     

    seniseviyorum...

    "Seni Seviyorum"...

    Evet, doğru söylüyorum. Farkında olmasan da sana sevgimi veriyorum. Hayat bize yarın ne getirecek bilemem! Ama dileğim, geleceğin beni hayatından silmemesi sevdiceğim. Adım, aklında ve yüreğinde kalsın. Sevgim dolsun kalbine. Ve böylece bir sevgi, daha kuvvetli bir aşk başlasın. En güzel günler bizimle olsun gülüm...

    DOSTÇA KAL...

     

    seviyorum:D:D

    "Seni Seviyorum"...

    Evet, doğru söylüyorum. Farkında olmasan da sana sevgimi veriyorum. Hayat bize yarın ne getirecek bilemem! Ama dileğim, geleceğin beni hayatından silmemesi sevdiceğim. Adım, aklında ve yüreğinde kalsın. Sevgim dolsun kalbine. Ve böylece bir sevgi, daha kuvvetli bir aşk başlasın. En güzel günler bizimle olsun gülüm...

    DOSTÇA KAL...

     

    iki kelime

     

    Nereden Başlamalı?

    Önce sessiz ama anlamlı bir tebessüm mü göndermeli, Yoksa kocaman gülümseyerek 'Merhaba' mı demeli? Önce dostluktan mı söz etmeli, Yoksa 'Beni unutma' mı demeli? Hayır canım, hayır sevdiceğim, Tüm bu saydıklarım şu an anlatmak istediklerimi sıralayamaz sana. Şimdi ardı ardına şiirler yazabilirim; Öylesine sevgi dolu sözler söylerim ki şaşırıp kalırsın. Hayır canım, hayır sevdiceğim, Ben, seni sandığından çok seviyorum... Seni, söylemeye vakit bulamadıklarım gibi yüreğime gizliyorum. Ve biliyorum, ne kadar çok yazarsam yazayım hep eksik kalacak bir şeyler,Hep söylenmesi gereken, söylenmemiş bir şey kalacak içimde. Oysa ben şimdi tek bir cümle söylemekle yetinebilirim; 'Yalansız', tek bir cümle: